Merhum hocamızın şu sözlerini hatırlamadan edemeyeceğiz: “Başta aksiyonu göstermeyenin, nefis, heva, şeytan, dünyaya meyl ü muhabbet ve nefsanî hazlardan da sıyrılmayanın, fütüvvet gibi bir zirveye ulaşması söz konusu değildir.” Zannediyorum, bu arkadaşlar bu sıyrılma ile harekete geçtiler.
Okumalarımızda “Gençlik, geleceğin tohumudur.” diyen Topçu’nun gençliğe verdiği değerin, HE’de “Bir milletin yükselip alçalması, o millet içindeki genç kuşakların alacakları ruh ve şuura, görecekleri talim ve terbiyeye bağlıdır.” şeklinde tezahür ettiğine şahit olduk.
“… Türkiye'de dini motif mevzuu başlangıcı, 46'lı yıllardan itibaren tahmin edilmeliydi. O dönemde Henry Link'in de ifade ettiği gibi dünya çapında bir dine dönüş oldu. O da zaten Dine Dönüş kitabını yazdı. … Türkiye'nin bundan nasibini alması gayet tabiidir. Türkiye bundan müstağni kalamazdı. …”
"Bu şekilde-sadece takdir ettiğim kimselerin değil-mesela, bütün eserlerini okuduğum halde takdir etmediğim Sartre gibi, Camus gibi kişilerden de, romantizmini beğenmediğim halde okuduğum Balzac’ın Vadideki Zambak’ından da aklımda kalan bazı şeyler olmuştur."
Kalbin Zümrüt Tepeleri’nin gerçekten benim için yazıldığına ikna oldum o gün. Ve şuna da: Eğer benim için yazıldıysa, başkaları için de yazılmıştır. Ama herkes kendi durduğu yerden okuyacak. Kendi tecrübesinin biricikliğiyle…