Yay gerilmeden ok uçmuyor, istasyona uğramadan yol bitmiyor. Herkesin bir Barla'sı olmayabilir; ama herkesin bir hafta sonu, bir kitabı, bir arkadaş halkası olabilir.
Madem ilk emir “Oku” olmuş Âlemlerin Rabbi olan Allahʼdan (cc) ; öyleyse başta kendimize okuyalım. Çünkü o okuyuşta dinlemek de var; nefsin değil vicdanın sesini, vesselam…
Bir sevgi dantelası örmüş Respect… Bizler, o dantela üzerinde desen desen, ilmek ilmek birbirimize kenetlenmişiz sadece. Bize hala bir gün gelip ‘Hey gidi günler!’ diyebileceğimiz günler yaşatan Mevla’ya binler şükür...
Bunu hemen hemen her Pırlanta okuyuşumda yaşıyordum. Adeta birer mektuptu her makale.. ve bir mektup olmanın ağırlığını taşıyordu… Hem bir mektubun sayfa sayısını tutmak, yazarına ve mektubuna zulmetmek değil midir? Tek bir zarfı yüreğimde kaç ömürlük taşıdığımı kim bilebilir?
Bizler de lise yıllarında bu tepenin zirvesine çıkardık. Üstad’ın işaret ettiği “medrese”nin neresi olduğunu tahmin etmeye çalışırdık. Kimimiz, Hizmet’in ilk okulu olan Demirel Koleji olduğunu düşünürdü. İçimizden, “Acaba bizler de o medresenin bir öğrencisi miyiz?” diye sevinç ve gurur duyardık.