Merhum hocamızın şu sözlerini hatırlamadan edemeyeceğiz: “Başta aksiyonu göstermeyenin, nefis, heva, şeytan, dünyaya meyl ü muhabbet ve nefsanî hazlardan da sıyrılmayanın, fütüvvet gibi bir zirveye ulaşması söz konusu değildir.” Zannediyorum, bu arkadaşlar bu sıyrılma ile harekete geçtiler.
Sürgün bazen bir harita meselesi değildir; insanın hayatın kenarına çekildiği o sessiz anlarda başlar. Alkış kesildiğinde, yol daraldığında, sesin duyulmadığında… İşte tam orada bazıları susar, bazıları dağılır; bazıları ise sabırla yazmaya devam eder.
İnsan, varoluşundan beri her şeye anlam yükleme ihtiyacı duyar. Bu arayış doğal ve insanidir, fakat bazen derin yorgunluklarla ağır bir yüke dönüşür. Böyle anlarda yardım istemek zayıflık değil, aksine büyük bir güçtür.
Bir zât-ı muhteremin ilham verici yolculuğu, nefisle mücadele ve Kur’ân’ın nûrlarına erişme isteğiyle bezenmiş. Maddiyatın zincirlerinden kurtulma çabası ve hakîkati arama gayreti, okuyucuyu içsel bir yolculuğa davet ediyor; gönülleri aydınlatan bir çağrı sunuyor.