"Hiç kimse isteyerek adaletsiz olmaz." diyen Platon, cezanın amacını acı vermek değil ruhu terbiye ederek yeniden dengeye getirmek olarak tanımlar. Mahkûmları sadece geçmişleriyle tanımlamak, onları karanlıkta bırakmak demektir. Oysa her insan bir sabahın eşiğidir.
Hugo’nun "... Zira ben Allah’a inanıyorum." sözü, onun sefalet şiirinin şairi olarak anılsa da manevi arayıştaki derinliğini ve Batı klasiklerinin Gülen’in düşünce dünyasındaki özel yerini göstermektedir.
Hocaefendi Hamlet ve Romeo ve Juliet gibi eserleri 'büyülü atmosfer' olarak tanımlar ve çocukluk döneminden itibaren bu eserlerin kendisinde derin etkiler bıraktığını vurgular: "Hamlet'i okurken... burukluktan burukluğa geçiyordum. Biraz da çocukluk hisleriyle boğuluyor gibi olmuştum."
Ölümün soğuk ve ürkütücü yüzünü sıyırarak ardındaki hakikati gösteren bir pencere açar bizlere. Necip Fazıl’ın kalemi, sadece şiirsel bir ifade değil; derin bir iman ve tefekkürün sesidir. Yazdığı her harf, ardında bir hakikat yankısı bırakır.