Kardeş Şehirler ve Bir Medrese Hayali

Kardeş Şehirler ve Bir Medrese Hayali

Bir okuma kampında yeşillikler arasında kitaplara kısa bir ara verip arkadaşlarla sohbete dalmıştık. Konu dönüp dolaşıp Üstad’ın hayatına geldi. Bitlis’i görmüş dostlar, Isparta’yı ziyaret etme fırsatını bulmuş olanlar, hele Barla’da yaşayanlar… Her biri, Üstad’a yakın olmanın heyecanını paylaşıyordu. Ben de heyecanla tutamadım kendimi: “Üstad’la hemşeri sayılırız.” dedim. Merakla sorular yağdı: “Sen de mi Bitlislisin?” “Hayır, ” dedim, “ben hiç Bitlis’e gitmedim. Ben Tiflisliyim.” Sene 1910, mevsim bahar ayları… Üstad Bediüzzaman’ın yolu önce Batum’a, ardından Kafkasya’nın incilerinden biri olan –o zamanlar Rus hâkimiyetindeki– Tiflis’e düşer. Orada, Gürcülerin kutsal saydığı, halk arasında Şeyh Sanan Tepesi diye bilinen, kendi adıyla Mtatsminda Tepesi’ne çıkar. Şehrin en yüksek noktasında dikkatle Tiflis’i seyrederken bir Rus polisi yanına yaklaşır ve sorar: “Niye böyle dikkatle bakıyorsun?” Üstad hiç tereddütsüz cevap verir: “Medresem’in planını yapıyorum.” Bunun üzerine polis: “Nerelisin?” diye sorar. “Bitlisliyim.” der Üstad. Polis: “Burası Tiflis.” deyince, Üstad’ın beklenmedik cevabı gelir: “Bitlis, Tiflis… Birbirinin kardeşidir. ” Bizler de lise yıllarında bir grup genç olarak bu tepenin zirve noktasına çıkardık. Ayaklarımızın altına serilen bu küçük şehri seyrederken, Üstad’ın işaret ettiği “medrese”nin neresi olduğunu tahmin etmeye çalışırdık. Kimimiz, Hizmet’in ilk okulu olan Demirel Koleji olduğunu düşünürdü. İçimizden, “Acaba bizler de o medresenin bir öğrencisi miyiz?” diye sevinç ve gurur duyardık.

İşte bu satırlar, Bitlis’i hiç görmemiş bir Türk olarak, dilini sonradan öğrendiğim o memlekete duyduğum özlemin ve vefanın meyvesidir. Kafkasya’nın kalbine kurulmuş, Kura Nehri’nin iki yakasını birbirine bağlayan bu şehir, Gürcistan’ın başkentidir. İpek Yolu’nda duran Tiflis, yüzyıllar boyunca doğuyla batının kavşağı olmuş; sanatla iç içe yapısı, mimarisi ve kültürüyle birçok medeniyetin mirasını günümüze taşımaktadır.

Şehrin kuruluşuna dair en meşhur rivayet, 5. yüzyılda hüküm süren İberya Kralı Vahtang Gorgasali’ye dayanır. Rivayete göre kral bir gün şahiniyle ava çıkar. Av sırasında şahini bir sülün yakalamak için uçar ve ikisi birden gözden kaybolur. Kral izlerini takip ettiğinde onları sıcak su kaynaklarının buharı arasında, suya düşmüş bir şekilde bulur. Bu olaydan çok etkilenen kral, burada bir şehir kurmaya karar verir. Kente, kaynaklara ve bölgedeki kaynak sularına ve ılıman iklime atfen “ılık” anlamına gelen Tbilisi adı verilir. Bugün hâlâ Tiflis’in kalbinde, Eski Tiflis olarak bilinen bölgede halkı selamlayan sülfürlü hamamlar, bu efsanenin canlı bir hatırası olarak varlığını sürdürmektedir.

Şehrin bir diğer gözde yeri Gürcü Ana (Kartlis Deda) heykeli adıyla bir elinde ikram bir elinde kılıcıyla dostça gelenleri misafirperver bir yaklaşımla kucaklarken, aynı zamanda bir annenin koruyucu şefkatiyle mücadele ruhunu temsil etmektedir. Bugün o sokaklar boyunca uzanan eski Rus binaları, Eski Şehri süsleyen taş sülfür hamamları ve şehrin dostane havası ile Tiflis, hâlâ geçmişle gelecek arasında bir köprü gibi durmaktadır. Ve kim bilir, belki de Mtatsminda Tepesi’nde kurulan o medrese gayesi, hâlâ bu şehrin ruhunda filizlenmekte ve Tiflis en vefakar haliyle kardeşi Bitlis'e ve Üstada selam durmaktadır.