Dördüncü Sözʼe Bir Sızıntı

Dördüncü Sözʼe Bir Sızıntı

Ehemmin mühimme râcih olması makbul bir kaide ise de; kıymettarın mühimme rüçhaniyeti zaman ve zemine vabestedir…İşte bu sırra binaen, namaz hem zâtında paha biçilmez bir cevher-i kıymettar, hem de neticeleri itibarıyla ihmal edilemez bir vazife-i mühimmedir. Namazın bu muazzam hakikatine sarılan ‘on hâlis talebeʼnin ihlasından süzülen keyfiyet; ihlassız binler adamın surî kalabalığından her zaman ve zeminde daha racih, daha makbul ve daha kıymettardır. Namaz hakikatinin, ne kadar ucuz ve az bir masraf ile kazanılıyor olması; kulun sermayesinden değil, doğrudan doğruya lütf-u ihsan-ı İlâhî ile Münʼim-i Hakikiʼnin bir teshil ve suhuletidir. Bütün bu kolaylık ve ucuzlukta aç ve arkasız kalmak olsa olsa divaneliktir. Madem -bir parça firengi okumakla- taht-ı tesirinde kaldığımız fünun-u medeniyye dairesinde cüzʼi bir malumat sahibiyiz; elbette bedâhet derecesindeki hakikatlerin inkâr kabul etmez bir kat'iyetle, iki kere ikinin dört edeceği misillü sarsılmaz bir mantık silsilesine istinad ettiğini biliriz. Demek ki bizdeki divanelik bilmemekten değil, belki okumamaktan da değil, başkasına okuduğumuzu kendi kulağımıza duyuramamaktan ötürüdür. O zaman duyalım, dinleyelim ve duyumlayalım. 

Hep kendi nefsine hitap etmesinin azim sırrıyla, sadası; içinde bulunduğu zaman ve mekân hudutlarını aşarak en uzak ufuklarda yankılanmış ve yankılanmaya mütemadiyen devam eden, düne-güne değil, asırlara hitap eden Hz.Üstadʼımızı dinleyelim. Hz. Mevlana da ‘dinleʼ diyerek başlamış Mesneviʼsine. Sanma ki kolaydır dinlemek dinin emirlerini. Değişmeden, eğilip bükülmeden, duraksamadan ve dinlenmeden dinlemek. Asrın kavurucu rüzgârına aldırış etmeyip Asr-ı Saadetin bâd-ı sabâsına kulak kesilmek. Namazlaşmak… Sana vedia olarak verilen bütün bir varlığına namazı duyurmak; namazda kâinatla zikirde, fikirde ve şükürde yeknesak olup enaniyetten sıyrılmak. Zanneder misin ki Hâlık-ı Rahîm'in sana koca bir bahar mevsimini bir çiçek kadar kolay sunduğu şu Rezzakiyet sofrasında; O (cc), kerem u fazlından ikram etmese, bu vukufiyet suhuletle gerçekleşebilsin. Ve sakın deme ki Dördüncü Sözʼü anlamak, yudum yudum hissetmek ve ruha duyurmak basit bir mesele. Dünya sofralarından doymadan kalkmak mendub iken bu Sözʼün sofrasında her defasında farklı bir lezzetle tanışmak, nurlarla gıdalanmak ve şahlanıp namazda kalbin zümrüt tepelerine ulaşmak bıkkınlık hâsıl etmez bir davettir Kurʼan tilmizine. Ve tahkik, terdad ve tefekkür ile, yine yeni yeniden okumak… 

Midenin öğütücülüğüne emsal olarak; kalbi, ruhu ve aklı âsiyab-ı feleğinde tahrip eden dünyevi, şeytanî, nefsanî olanca müfsidâta karşı bir kalkan gibi bu Sözʼü almazsak elimize, ruhumuz da cesed kafesinde mahpusiyeti hasebiyle vicdanın sesine kulak veremezse, ihtiyâr edeceğimiz ef'al, kumar mumar olacaktır namaz niyâz yerine. Teheccüd ile teceddüd yerine mobilyalar, arabalar, ayakkabılar, telefonlar yenilenecek -eldeki değil kalpteki- altınlarla…

Halbuki ânbeân eskiyen cesedin gençleşmeye ihtiyaç duyduğu yegâne nokta ruha aittir. Ne yazık ki cahiller o tek noktayı çoğalttığını zannettiler ve o galat-ı his neticesinde hepimiz kesrette boğulmanın sath-ı mailinde yaşıyoruz. Bu itibarla biz sahibi sandığımız yirmi dört altından elde bakiye bir tek biletle (altınla değil), bize burak olacak vasıtaya bir an evvel binip, zamanı geldiğinde de hakikaten has bir çiftliğe tayy-i mekân etme mecburiyetindeyiz, bu Sözün rehberliğinde…Çünkü vakti geçince ve tayyare kaçınca yanan sadece bir bilet olmaz bütün bir ebedî hayatımız yanar. Aman fevt-i fırsat eylemeyelim, bu Söz apaçık bir çağrıdır bize ‘Asırların Adamıʼndan… 

Ki O ‘Ulu Çınarʼ açıyor kollarını, karşımızdaki alevleri göklere yükselen müthiş yangına karşı; kıvamı ateş böcekleriyle müsavi biz dehrin insanlarına Bilalvari (ra) bir sadâ ile ‘ʼdurun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokakʼʼ diye haykırıyor. Sonrasında devasa alevli ateşlerden kavrulmuş iç alemlerimize su serpiyor: “Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sadâ, İslâm'ın sadâsı olacaktır!” Binnihaye Dördüncü Söz bizi en kestirme yoldan Cadde-i Kübraʼya tevcih ile irşâd edip Sırât-ı Müstakîm üzere sürülecek bir hayatın sırlarını veriyor ve ‘namazlaşmakʼ arzusunda olanları illa ki maksud-i aslîye eriştiriyor. Madem ilk emir “Oku” olmuş Âlemlerin Rabbi olan Allahʼdan (cc) ; öyleyse başta kendimize okuyalım. Çünkü o okuyuşta dinlemek de var; nefsin değil vicdanın sesini, vesselam…