'Yazmasam Deli Olacaktım'
“Ben yazar değilim” demiştim bundan bir sene önce. Yazarlıktan öyle keyfi vazgeçilemeyeceğini yeni öğreniyorum.
Son birkaç gündür Katalonya sokaklarında dolaşırken şu hikaye geçiyor aklımdan: Yaşar Kemal 1996 yılında VIII. Katalunya Uluslararası Ödülü'ne (Premi Internacional Catalunya) layık görüldüğünde kazandığı 110.000 doları teslim almaya gitmemek için hayli diretmişti. Yaşı korkutuyordu onu. Yazacaklarını yetiştirememekten korkuyordu. Türkçe’ye yeni bir dil kazandırmak onun için 110.000 dolardan daha kıymetliydi. Allame Hamdi Yazır da benzer bir iş yapmıştır. Tefsirini ölmeden yetiştirmek korkusuyla acele ettiği bölümleri dikkat çeker.
Geçtiğimiz hafta Köln’de Kerim Balcı’yla konuştuğumuzda da benzer bir cevap verdi bana. 15 Ekim doğum gününde okurlarına verdiği 14 kitap projesi: kerimbalci.com. Kerim Balcı bu yaşta bu planını tamamlamak için her gün en az bir yazı yayımlamak zorunda.
Yazıda Güzellik Ve Entelektüelite
Ben Kerim Balcı’nın bu halini daha çok sevdim. Gazete okumak yosunlu bir su gibi boğar beni. Ya birinin başına bir şey gelmiştir, ya da gelmek üzeredir. Bir Türk gazetesinde olumlu haber okumak, Almanya’da şairle karşılaşmak kadar zordur. Kerim Balcı’nın “Zamansın Yazılar’ını” da okuyun diyemeyeceğim bu sebepten. Ancak özellikle “Umbelicus Mundi” başlıklı romanı bir hayli güzellik ve entelektüelite vadediyor.
Ahmet Haşim’i örnek aldım bu konuda. O cephedeyken bile lirik şiir yazan, mehtabı güzelleyen gerçek bir sanatçıydı. Sanatçı biraz da kendi dünyasında yaşayandır. Dışarıyı kendi iç dünyasına alırsa; sosyal, ekonomik, siyasi mevzularla uğraşmaya başlarsa samimiyeti bozulur. Samimiyetten uzak bir şiiri hangi yürek duyar ki?
“Yazmasam Deli Olacaktım”
Yazmanın büyük bir bela olduğu fikrim halen daha sabit. Dibine kadar can yakar yazmak. Edinebileceğiniz en büyük fikir çilesi. Hele bir de şair olduysanız ömürlük bir dert edinmiş olabilirsiniz. Şiir ölümüne yazdırır kendini. Ölene dek yazarsınız… Artık yazmayacağım dersiniz, kendinizi elinizdeki kalemi yontarken bulursunuz. Tutar, öpersiniz. Yazarsınız. “Yazmazsanız deli olursunuz.”
Rahatça konuşabildiğim pek bir an hatırlamıyorum. Hep tekledim. Kelimeleri seçtim zihnimde. Dilim yetişemedi… Kendimi tanıtamadım bir türlü. Yazarken aksine en derin duygularımı hiç çekinmeden anlattım. “Bir insan konuşmadı da içine gömüldü müydü, sonu felakettir.” Felaketten kaçtım ben yazarak. Konuşabildiğim tek insan kağıtlar; kalemler dilim. Ailemin yazılarımı bu kadar sıkı takip etmesinin en büyük sebebi de budur sanıyorum: Hayatımda ne bittiğini öğrenebilmek.
25 Ekim’de Benim Hocaefendi’m Kısa Film Yarışması’nın galası için Köln’deydim. Seneler sonra Kerim Balcı Hocamı görme fırsatım oldu. Sağ olsun beni kırmadı, yazarlık üzerine bir röportaj yaptık. Respect Okur-Yazarlık Kulübü’nü kurarken de benzer amaçlarımız vardı: İyi bir Türkçe kullanmak… Herkes Türkçe konuşmak zorunda değil ama halihazırda kullanıyorsak güzel olmak zorunda.
Allah Ümmeti Muhammed’e dirilişe giden yolları açık eylesin…
Kerim Balcı ile yazarlık üzerine röportajı okumak için:

Yorumlar ()