Mürşid: Bir Hidayet Yolculuğu
Romanlar, edebi yönü itibariyle kurgusuna işlendiği tekniklerle güzelleşir ve okuyucunun ilgisini kazanmaya çalışırlar. Mürşid kitabı, edebi yönünden ziyade Marifetullah peteklerini öyle bir kitaba örgülemiş ki hayranlık ve ibretle okutuyor kendini. Mürşid, Fransız bir doktorun, sonsuzluktan haber veren bir mürşidin rehberliğinde, önce hal diliyle sonra kal diliyle kalbine dokunarak insan-ı kamil olma yolculuğuna çıkışını anlatan kurgusal bir roman.
Kitabı okurken bir romanla meşgul olduğunuzu sanıyorsunuz; ancak bir anda iman hakikatlerini anlatan bir eserin sayfalarında buluyor, adeta tefekkür yamaçlarında gezintiye çıkıyorsunuz. Manevi menzillerde gezip beslendikten sonra tekrar kurgunun içine dönüyor, olayların heyecanlı gelişimini takip etmeye devam ediyorsunuz. Kurgunun içinde, bir insandan yola çıkarak Nam-ı Celil-i Muhammedi’nin (sav) mesajının her yerde nasıl şehbal açtığını görmenin helecan ve heyecanını yaşıyorsunuz.
Bir çiçek ile baharın gelişinin izini yakalıyorsunuz. Ve o çiçeğin açması için ne kadar çaba gösterilmesi gerektiğini, kaç farklı kişinin Allah’ın onlara verdiği nimetlerden fedakârlık yapmasına şahit oluyorsunuz. Kimisi ilmiyle, kimisi sadakati ve temsil gücüyle, kimisi maddi imkanlarıyla, kimisi de kaderin cilvesi kurulan arkadaşlığıyla bunu gerçekleştiriyor. Fakat hepsi İslam’a davet edilecek kişiye nasıl yaklaşılması gerektiğinin şuuru ve derdi içerisinde hayatlarını örgülüyorlar. Bu yönüyle kitap adeta ‘İrşad Ekseni’ eserinden izler taşıyor. Birinci madde tanıdık, muhatabını iyi tanıma…
Hikâye Fransız ateist Marcel etrafında dönüyor olsa da yaşantısı, ilmi ve aksiyon haliyle derin tesir bırakan Mürşid kitaba adını veriyor. Yazar kişisel bir yolculuktan ziyade, bahara namzed misyon insanlarına, bir rol model olarak Mürşid’i sunuyor. Kitapta, özellikle Mürşid’in konuştuğu bölümlerde, sanki Cibril hadisi ekseninde ilerleyen bir konu akışı var. İnsanın buhranlarından imana ulaşması, kulluk bilincinden zakirliğe yükselmesi, iradi ve cebri çilelerden hicret yolculuğuna uzanan safhalar anlatılıyor.
Okuyucu genellikle kitapta kendinden bir şeyler bulmayı umar; biz bu kitapta, güzel bir aşk hikayesinden hizmet insanının duyguları ve düşüncelerine kadar pek çok konuyu bulduk.
Bir ateistin müslümanlar ile olan dostluğunun etkilerini görüyorsunuz. Asrın dertlisinin, ‘Tanışmada acele edin, anlatmada ise teenni içinde olun’ sözünde işaret ettiği gibi, hassas bir konuda kitapta çok özel ve dengeli ölçüler bulacaksınız. Batılı bir insana yaklaşırken önce aklına hitap etme gayreti, onların Kur’an mealini okumadan önce Şefkat Peygamberi Efendimiz’in (sav) hayatını okumaları gerektiği gibi hususları da kitapta göreceksiniz.
Geçtiğimiz günlerde Respect Graduate School’un düzenlediği ‘Bir Ruh Mimarı: Fethullah Gülen Hocaefendi’ konulu sempozyumda konuşan Dr. Muhammed Çetin, diyaloğun sadece belli günlerle sınırlı kalmayıp bir hayat tarzı olması gerektiğini vurgulamıştı. Kitapta da ayni şekilde, Marcel’in etrafındaki Mürşid, Cemal, Hasan ve Zehra, onu bunaltmadan; fakat her günü ve her haftayı bir vesile bilerek gönlüne girmeye çalışıyor, aklına ve kalbine tesir edecek kapılar aralıyorlardı. Gün geliyor kendi halinde kalmak istediğinde özel alana girmemeye gayret gösteriyorlardı.
Kitap, herkese hitap eden bir şeyler vaad ediyor. Kurgudaki aksiyonun peşinde olanlar söz Mürşid’e geldiğinde onun anlattıklarından da hisselerini alacaklardır. Zaten kitabın en parlak bölümleri, Mürşid’in derslerini anlattığı yerler. Mürşid, az yemek yediği gibi az da konuşuyordu; fakat bir hakikati anlatması gerektiğinde, muhatabın ilgisi ölçüsünde mevzuyu derinleştiriyordu.
Kitabı okuyanların en çok merak ettiği soru ise, Mürşid’in kimi temsil ettiği. Sözlerinin tatlılığı ve sıcaklığı, bize tanıdık bir dilden duyulmuş gibi bir his verdi. Geçtiğimiz gün kitabı okuyanlarla bir yazar buluşması gerçekleştirdik. Buluşmada yazar, bu hissimizde yanılmadığımızı beyan etti. Mürşid, genel olarak yazarın yaklaşık yedi yıl talebeliğini yaptığı Fethullah Gülen Hocaefendi’yi temsil ediyor.
Mürşid, sadece sözleriyle değil hal ve tavırlarıyla da bize Hocaefendi’yi hatırlattı. Mürşid’in nezaket ve saygısı, misafirlerine karşı hassasiyeti, bağ kurduğu insanların içini ısıtan iltifatları ve en önemlisi dünyanın neresinde olursa olsun müslümanların dertlerini vicdanında duyması; sorumluluklarının onu bir ızdırap insanı haline getirmesi ve bu sıkıntılarının onun hastalanmasına sebebiyet vermesi… Mürşid, İslam coğrafyasının bu perişan haline ağlarken sakalları ıslanıyordu. Hocaefendi’yi tanıyanlar, onun gözlerinden akan gözyaşlarından daha fazlasının hep içine aktığına şahit olmuşlardır.
Ayrıca Cemal üzerinden Mürşid’e ait anektodları anlatılması, bize adeta Hocaefendi’nin hatıralarını okuyormuşuz hissi verdi. Yazarın, bu karakteri oluştururken etkilendiği diğer bir İslam alimi Cezayirli Ahmet ibni Mustafa el Alevi’dir. Şazeli tarikatı şeyhi olan bu mübarek zat, daha sonra Ebubekir Siraceddin adını alacak meşhur İngiliz yazar Martin Lings’in hidayetine vesile olmuştur. M.Yavuz Şeker’in bu zatın otobiyografisini anlattığı ‘Doğunun Sultanı’ adlı kitabı da mevcuttur. Söz buraya gelmişken, bu ay Respect bünyesinde her ay gönüllü olarak yapılan ‘Okuma Çemberlerinde’ bu kitabın okuması yapılmış olacak! Bunun için de heyecanlıyız.
272 sayfalık bu kurgu kitabı, hikayeyi anlatmasının yanı sıra birçok İslami hakikate de değiniyor; muhtemelen cezaevinde yazılmış olmasının bereketi bu zenginliği sağlıyor. Mürşid’in ilk derslerinden ‘Kendini bilen Rabbini bilir’ konusuyla başlayarak adım adım ilerlemesi; imtihan sırrından fedakarlık şuuruna ve İslami heyecana kadar her meseleye değinilmiş. Hocaefendi’nin anlatıldığı bir romanda "Kendini bilmekden başlayan nasihatlerin kendini sıfırlamaya" gelmemesi düşünülemezdi. Vazife bilincinin yer etmesi için imanın ve kulluğun ardından, sabır kahramanı olmanın önemi de vurgulanmış oluyordu.
Kâinatın bir Yaratıcısı olduğunu doğrudan ifade etmeden, akla hitap edecek şekilde, insanın azalarını ve fonksiyonlarını anlatarak başlayan bu yoluculuk, ruhu anlama yolunda devam etti. Kitabın 124. ve 128. sayfalarında, ruhumuzun dört şeyden oluştuğunu söyleyen Mürşid; bunları his, irade, zihin ve kalp olarak sıralıyor. Bu azaların maksatlarını da şöyle ifade ediyor: "His Allah’ı sevmek, irade O’na ibadet etmek, zihin O’nu tanımak ve kalp ise O’nu adeta görmek gibi olması için verilmiştir."
"Ben rahat bir kitap okuyayım ama vaktimi de marifetullah, muhabbetullah ile değerlendireyim" diyorsanız bu eser tam size göre. Bu tür kitaplar, bir yandan okuma alışkanlığı kazandırırken, diğer yandan hakikatlerle meşguliyetimizi sürdürmemizi sağlıyor. Ayrıca, gençlere ne tavsiye edelim diyenler için de ilk akla gelecek türden bir eser. İşte bu tür eserlerin çoğalması adına onları okuyalım ve tavsiye edelim.
Yorumlar ()