Marifete Ulaştıran Yollar - Mehmet Yıldız

Üstad ve Hocaefendi’ye bakıldığında Marifetullah konusunun çok ön planda olduğunu görüyoruz.

İnsan sadece âlim olmakla yetinmemeli, ârif de olmalı. Eğer o bilmeyi bir noktaya taşıyamıyor, ârif olma noktasına geçemiyorsak, o nimetin bizim için gerçekten nimet mi, yoksa nikmet (ceza, azap) mi olduğunu öte âlemlerde maalesef daha rahat görmüş olacağız. Örneğin arı, çiçeklerden bir şeyler toplar; fakat onu kovana getirip bala dönüştürdüğü zaman, topladığı ilim ve bilgi de adeta bala dönüşmüş olur. Âriflik de böyledir. Ârefe kökünden gelen Allah’ı bilme, yani Marifetullah meselesi çok önemlidir. Burada sadece bilgi sahibi olmak değil, bilgiyi irfanın süzgecinden geçirerek kalp ve ruh dünyasında hazmetmek ve neticeye ulaştırmak söz konusudur. Zaten arzu edilen de esasında budur.

Marifete götüren yolların en başında tefekkür gelir. Allah Resulü mümini şu şekilde tarif ediyor:

“Müminin bakışı ibrettir, kelamı hikmettir, susması tefekkürdür.”

Çok cami bir hadis. Kendimizi bir teraziye koyacaksak herhalde bu sözün ölçüsüne koymak lazım. Diğer taraftan tedebbür ve tezekkür de bunun bir parçasıdır. Yani sadece düşünmek yetmez; anlamını derinleştirmek, üzerinde durmak gerekir. Tezekkür aynı zamanda bir hatırlatmadır. Taha Suresi’nin başında ifade edildiği gibi:

“Bu Kur’an’ı biz sana ızdırap çekesin diye indirmedik. O, Allah’tan korkanlar için, Allah’a saygılı olanlar için bir hatırlatmadır.”

Bir taraftan da ibadet, dua ve zikir meselesi vardır. Bütün bunlar bilgiyi kalbe taşımanın yollarıdır. Dilden çıkan kelimeler kulakta takılıp kalabilir; fakat kalpten çıkan kelimeler ta gönüllere kadar tesirini gösterir.

Edindiğimiz bilgiler şayet bizim kalbimize uğramıyorsa, imanla, tefekkürle, inançla, izanla, Marifetullahla, muhabbetullahla ve zevk-i ruhaniyesiyle bir bütün hâlinde mecz olmuyorsa, o ilmin çok faydalı olduğunu söyleyemeyiz. Bunun yanında derin bir ihlas ve ihsan da olmalıdır.

Hizmet ederken kolektif bir şuara hizmet ediyoruz. Cemaat ruhunun hakkını vermek, canlı bir ortam oluşturmak ve Hocaefendi’nin “Her gittiğiniz yere ümit götürün.” sözünde ifade ettiği gibi, her giden insanın gittiği yere aşkla ve şevkle gitmesi gerekir. Kâinatın mayası olan sevgiyle hareket edildiğinde daha güzel ve canlı ortamlar oluşacaktır. Hizmet de insanı Allah yolunda hareket etmeye teşvik eder.

Bir abi, hizmet ederken sünnetleri kaçırdığını söyleyince Hocaefendi şöyle diyor: “Siz ne için hizmet ediyorsunuz? Siz Allah’la münasebetinizi terk ettiğiniz zaman, dua ufkundan mahrum kaldığınız zaman, Cenab-ı Hakk’ın önünde iki büklüm olmadığınız sürece siz niye koşturuyorsunuz ki?”

İkisi birbirine asla mâni olmamalı. Geceleri ruhban gibi, gündüzleri fursan, yani atlar gibi hareket etmek gerekir. Dengeyi kaçırmamak lazım.

17.⁠ ⁠yy’da yaşamış ünlü fizikçi, matematikçi, düşünür ve teolog Pascal, Allah’ın makro âlemdeki muhteşemliğini görüp hıçkırıklarla geri dönüyor. Bizim de bunun gibi O’nun büyüklüğü karşısında daha derin bir marifete ermemiz gerekir. Hocaefendi’nin tabiriyle akıl ve kalp adeta izdivaç etmelidir.

Akıl bir el feneriyse şayet, kalp ve vahiyler projektördür. Akla yön kazandırır.

Süreklilik ise marifetin kalıcı bir hayat tarzına dönüşmesini sağlar. Marifet bir anlık heyecan değil, devam eden bir terbiye sürecidir. Bu sebeple hayatımızın son anına kadar hizmet etme ruhunu bırakmamamız gerekir.

Bugün fikir çilesini çekecek çok adanmış ruhlara ihtiyaç vardır.

Hocamızın sohbetine gelen bir duayla bitirmek isterim:

“Marifetullah ufkunda Rabbimiz bizleri de kâinattan Hâlık’ını soran bir seyyah eylesin her daim. Âmin.”