Kur’ân’dan Kâinata: Yedi Sema Hakikatine Bir Nazar - Ömer Atilla Ergi

Kur’ân’dan Kâinata: Yedi Sema Hakikatine Bir Nazar - Ömer Atilla Ergi

Üstad’ın yedi kat sema meselesine yaklaşımına bilim ve Kur’ân birlikte ne diyor?

Bakara sûresinin 29. âyetinde şöyle buyrulur:

“O, yeryüzünde bulunanların hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök olarak düzenleyendir. O, her şeyi hakkıyla bilendir.”

Kur’ân’da “yedi sema” ifadesi yedi kere geçer. Klasik müfessirler, bu konuyu bizim ihata edemeyeceğimiz bir şekilde, birbiri üstüne yedi kat semanın inşa edildiği ve her semanın kendi içinde melekleri ve ilahî yönetim merkezleri bulunduğu şeklinde yorumlamışlardır. Mi‘rac’ta her katta bir peygamberle buluşulmasını da buna örnek olarak göstermişlerdir.

Ancak bu konuda farklı görüşler de vardır. Örneğin Fahreddin Râzî, yedi semanın küçükten büyüğe doğru, birbirini ihata eden küreler hâlinde olduğunu söyler.

Bediüzzaman ise yedi semayı, yedi farklı hakikatin kavramları olarak ifade etmesinin yanı sıra, hem fiziksel hem de metafiziksel âlemler olduğunu söyler. Ayrıca esir maddesinin de yedi farklı hâli olabileceğini ifade eder.

Esir maddesi, geçmişte üzerine çalışmalar yapılan ancak varlığı kesin olarak ortaya konulamayan bir kavramdır. Günümüzde ise özellikle kuantum fiziğinin keşifleriyle uzayın belirli alanlardan ve alanların etkileşimlerinden oluştuğu fikri üzerine çalışmalar arttıkça, esir kavramıyla benzerlikler kuran yorumlar da gündeme gelmektedir. Örneğin Higgs alanının esir ile ilişkilendirilebileceği yönünde yorumlar bulunmaktadır.

Günümüzde maddenin beş hâli; katı, sıvı, gaz, plazma ve Bose-Einstein yoğuşması olarak bilinmektedir. Allahu a‘lem, Üstad Hazretleri’nin esirin hâlleri olarak ifade ettiği hususların, belki ileride maddenin farklı hâlleri veya fiziksel alanlarla ilgili keşiflerle daha iyi anlaşılabileceği düşünülebilir.

Kur’ân’da “on sekiz bin âlem” ifadesi geçmez; “Rabbü’l-âlemîn” denir. Bu sayı, “Rabbü’l-âlemîn” ifadesinin bir yorumu olarak karşımıza çıkar. Hocaefendi ve Üstad da Arap dilinde yedi, yetmiş ve yedi yüz gibi sayıların çokluğu ve kesreti ifade etmek için kullanılabildiğini belirtirler.

Dolayısıyla ilk örnekte olduğu gibi burada da “yedi sema” ifadesiyle milyonlarca galaksiden bahsediliyor olabileceği ihtimalini vurgulayabilir, sayılardan ziyade anlam üzerinde durabiliriz.

Modern yorumcular, yedi semanın atmosferin yedi katmanına işaret ettiğini söyleseler bile modern bilimsel şemalarda atmosferin katman sayıları, sınıflandırmaya göre beş, altı veya yedi olarak değişebilmektedir.

Yedi rakamı tabiatta ve farklı ilim alanlarında da karşımıza çıkıyor. Fizikte elektromanyetik spektrumun yedi temel bölgesinden, Ay’ın yedi fazına; biyolojide tüm memeli hayvanların boynunda bulunan yedi omura; dinimizde hacda yedi tavafa ve müzikte yedi notaya kadar pek çok yerde yedi sayısıyla karşılaşıyoruz.

Hocamızın astronomik verilere göre yaptığı yoruma göre ise Dünya’nın kendi atmosferini birinci sema; Güneş sisteminin etki alanına giren her yeri, uzay boşluğunun başlangıcına kadar olan bölgeyi ikinci sema; Güneş’in de içinde bulunduğu yerel yıldız kümesini üçüncü sema; Samanyolu Galaksisi’ni dördüncü sema; Yerel Galaksi Grubu’nu beşinci sema; Virgo Süperkümesi’ni altıncı sema; son olarak da gözlemlenebilir evren dediğimiz, milyarlarca galaksinin bulunduğu en büyük yapıyı yedinci sema olarak düşünebiliriz. Fakat bunun bir hipotez olduğunu özellikle belirtmek gerekir. Ayrica yedi sema ifadesini yalnızca fizikî âleme sınırlandıramayız. Metafiziği de düşünmek gerekir.

Prof. Dr. Ömer Atilla Ergi hocamız bu konuşmasıyla, Kur’ân’daki hakikatlerin bilimin ışığında ve âlimlerin görüşleri de ele alınarak nasıl farklı bir perspektifle anlaşılabileceğini gösteriyor; bu yaklaşımıyla bizi adeta kâinatın ilim semalarında bir mi‘raca çıkmış gibi hissettiriyor.