Fâtiha Sûresi ve Dua Âdâbı - Mustafa Yılmaz

Bazı müfessirlerin temas ettiği ince bir husustur bu dua âdâbı. Kur'ân-ı Kerîm, Üstad'ın ifadesiyle bir kitabıduadır. Fâtiha Sûresi de bir dua sûresidir ve samimiyetle okunursa her derde deva olur.

Hamd ile başlayan bir şükür ve tazimdir. Biz daha önceden bize ihsan edilen nimetleri hatırlarsak daha sonra gelecek olan nimetlerin kapısını da açmış veya açılmasına vesile olmuş oluruz. Dolayısıyla önce hamd ile başlanmalı.

Cenâb-ı Hakk, bize bizden evla olduğu, bizi her daim koruyup gözeteceği gibi bütün âlemleri de koruyup gözetir. Dolayısıyla bizim de O'nun bu gözetiminden çıkmamız mümkün değil. "İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn" ayetini bununla ilişkilendirebiliriz. İnsanoğlu her daim önce kendini düşünür. Hocaefendi bu konuda, "Allah bize bazen istediğimizi değil, istememiz gerekeni verir" der.

Fâtiha Sûresi'ni okurken Rahmân ve Rahîm olan, şefkatli bir Rabbin huzurunda olduğumuzu hatırlamalıyız.

"Mâliki yevmi'd-dîn" derken Mahkeme-i Kübrâ hatırlatılıyor. "Bazen dualarımız kabul olmuyor gibi gözüküyor" diye yeise asla düşmemeliyiz. Bazı dualar ise ahiret hesabına kabul olur; biz bunu bir lütuf olarak kabul etmeliyiz.

"İyyâke na'büdü" derken bir ihtisas ve iltifat var. Rabbin huzuruna bütün kâinatla varıyoruz. Yalnız Sana ibadet eder ve yalnız Senden yardım dileriz. İstemek çok önemlidir; Allah isteyenlere istediğini verir. Biz Cenâb-ı Hakk'tan kulluk için yardım talep ettiğimiz gibi, bu kulluğu sürdürmek için de yardım talep ederiz.

Hidayet istiyoruz biz. Bir neticeyi istemek, o neticeye vardıran yolu talep etmektir. Bu yol zorlu ve yabancı bir yol değildir; peygamberler yürümüştür örneğin o yoldan. Nitekim bu yoldan kayanlar da olmuştur...