"Ahmet Kurucan'daki Hocaefendimiz"
Ahmet Kurucan’ın Hocaefendi ile talebelik yılları, 1984 yılında bir aylık bir sürecin ardından 1985’te İzmir’den Ankara’ya ve İstanbul’a uzanarak devam eder.
On kişilik bir ders halkasıyla sabah namazında başlayan tefsir, fıkıh ve hadis dersleri, öğlen ezanına kadar İbn Kesîr’den, Buhârî’den ve Ayin Şehri gibi isimlerin eserleriyle hiç bitmek bilmeyen bir azim ve sabırla devam eder.
Arz mı, takrir metodu mu sorusuna Ahmet Kurucan, “İkisi de.” diye cevap verir. Ders halkasının yoğun çalışmasıyla dersler arz şeklinde ilerlerken, Hocaefendi’nin sözü eline almasıyla takrir metoduna da yer verilir.
Her iki metotta da önemli olan nokta, Hocaefendi’nin okunan ayetlerin tefsiriyle alakalı fikrini kimi zaman çağı aşan yorumlar yapıldığını belirterek, kimi zaman da saygısını ifade edip tefsirde bahsi geçen görüşe katılmadığını söyleyerek ortaya koymasıdır.
Ders halkası okunacak ders kitaplarının muhtasarlarına çalışırken, Hocaefendi’nin eserin aslından çalışmaktadır.
Akşamları Hocaefendi’nin odasına rahatça girip çıktığını, kapısının hiç kilitli olmadığını anlatan Ahmet Kurucan, Hocaefendi’nin kütüphanesinde ders halkasında okunacak eserleri ve Hocaefendi’nin hangi ayete kadar çalıştığını, hangi ayetlerin altını kırmızı kurşun kalemle çizdiğini incelediğinden bahseder.
2009-2010 yılları arasında Erzurum’dan bir ilahiyat öğretim görevlisi Hocaefendi’yi ziyarete gelir. Ahmet Kurucan, misafiri havalimanına bırakırken öğretim görevlisi, Hocaefendi’nin konuşmalarında disiplinler arasında oldukça etkileyici geçişler olduğundan bahseder. Fıkıhtan kelama, tasavvufa, tefsir tarihine…
Ahmet Kurucan, Hocaefendi’yi tanıdığı yıllarda onun disiplinler arası müktesebatına bu denli vakıf olmadığını, bu olay vesilesiyle bunun farkına vardığını ekler.
Kerim Balcı, Ahmet Kurucan’ın Hocaefendi ile olan hatıralarının yazıya dökülmesine dikkat çekerken, “sizde olan Hocaefendimiz" sözüyle Hocaefendi’nin birçok insan ve öğrencisi için taşıdığı biricik yere dokunur.
Yorumlar ()